BAŞKAN MUSTAFA DEMİR'E TALEPLERİMİZİ İLETTİK

03 Ara 2009
Posted by siteadmin
BAŞKAN MUSTAFA DEMİR'E TALEPLERİMİZİ İLETTİK

Fatih İlçesi Fener-Balat-Ayvansaray Mülk sahipleri ve Kiracılarının Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği olarak bugün Başkan Mustafa Demir’i taleplerimizi iletmek üzere makamında ziyaret ederek Taleplerimizi ilettik...

İlk olmazsa olmazımız Fener-Balat-Ayvansaray halkının yerinde, kendi mahallesinde, aynı sosyo-kültürel yapı ve doku içinde yaşamaya devam etme arzusuydu. Başkan bu konuda halka dokunmayacaklarını, mümkün olduğunca herkesin aynı bulunduğu evde ve ortamda yaşamaya devam edeceğini söyledi. Aynı zamanda halkın sorunlarına duyarsız kalmayacaklarını, bu konuda birtakım ‘iş ve beceri edindirmeye yönelik projeleri’ hayata geçirerek bölgedeki işsizlik ve yoksulluğa karşı çözümler üreteceklerini dile getirdi. Umuyoruz bunlar sözde vaatler olarak kalmaz ve başkan Mustafa Demir, sözünün eri olduğunu kanıtlar bize.

(Bu ziretimizin üzerinden aylar geçti ve bugün gerçek yapılmak isteneni çok iyi biliyoruz artık. Amaç tarihi korumak, halkıyla birlikte bölgedeki yaşam standardını yükseltmek falan değildi. Gerçek amaç 5366 Nolu yasanın sağladığı olanaklarla daha önce inşaata ve imara yasaklı tarihi semtleri ve sit alanlarını imara açmak ve ÇALIK gibi yandaş mütahit firmalara ihale ederek burdan trilyonluk rantlar sağlamaktı. Halktan mümkün olduğunca evlerini ucuza almak, orada kalmalarının mümkün olmadığı teklifler sunarak halkı bölgeden uzaklaştırmak ve yıkılan tarihi binaların yerine yapılan post modern lüks binaları talep edecek zengin müşterileri bölgeye getirmek,  Fener-Balat-Ayvansaray'ı soylulaştırmaktı!...)

İkinci önemli talebimiz bölgemizdeki küçük esnafın korunması ve ekmek teknelerinin ellerinden alınmaması konusundaydı. Bu konudaki talebimiz de ciddiyetle dinlendi, çünkü ziyarette bulunan Yönetim Kurulu Üyelerimizin sekizinin altısı bizzat yöremizdeki küçük esnaftan oluşuyordu ve eğer bu konuda önerilerimiz dikkate alınmazsa en çok projeden onlar mağdur olacaklardı. Başkan’a bu konunun önemini bizzat esnaf üyelerimizin derneğimizdeki ağırlığına da vurgu yaparak anlatmaya çalıştık; o da gereken ilgi ve itinayı gösterdi; bu konuyu da dikkate alacaklarını belirtti; umuyoruz bu taleplerimiz de gereken ciddiyette ele alınır ve eğer bugüne kadar tedbir alınmadıysa bile bundan sonra gerekli önlemler alınır.

(Maalesef bu konuda da büyük bir hayal kırıklığı yaşadık. BALAT Tarihi Çarşısı'nın hemen bitişiğindeki ada boydan boya Çelik konstrüksiyon geçirilmiş bir otele dönüştürülüyor, bu adada çoğu UNUESCO ve AB tarafından restore edilmiş olan bütün binalar yıkılıyor, tarihi çarşının da bir kısmı otele ekleniyor, çarşı adeta otelin bir pasajı haline getiriliyor; Avan Projede bunu görünce inanmak istemedik!...)

Bir başka önemli konu bizim yıkım anlamına gelen ‘yenileme’ kavramına karşı olduğumuz, bu anlamda ‘ada bazında onarım’ ya da ‘bütünleşik yapı’ çerçeveleriyle sunulan müdahaleleri şiddetle reddettiğimiz, yenilemeden değil restorasyondan yana olduğumuz, bunun da bina bazında ve bizlere olanak sunularak bizim tarafımızdan yapılması şeklinde gerçekleşmesini istediğimizdi.
Bu konuda başkan sorun olmadığını söyledi. Tescilli binalara dokunulmayacağını, orijinal durumlarının korunacağını, daha önce UNESCO tarafından onarım görmüş yapıların da yenileme kapsamı dışında bırakılacağını ekledi.

(Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Avan Proje başkanın bu sözlerini de yalancı çıkarıyordu. Projede tarihi tescilli binalar yıkılıyor, dikey planda olan üç dört tarihi binanın yıkımı ve birleştirilmesinden (tevhidinden) geniş, lüks, önden cephe giydirilmiş tarihi görüntü verilmiş post-modern blok binalar elde ediliyordu. Ayrıca UNESCO ve AB'nin restore ettirdiği 121 tarihi tescilli binanın 30'dan fazlası yeniden yıkım kapsamına alınıyordu, GERÇEKTEN İNANMAK ZORDU!...)

Başkanın afaki bazı vaatlerini gerçekçi bulmadık, Avan Projeyi görmeden ve üzerinde ‘bilirkişi heyeti’ ile bir değerlendirme yapmadan sonuca varmak doğru değildi. Yakında her şey netleşecek, önümüzü daha iyi görebilecektik.

(ARTIK ÖNÜMÜZÜ ÇOK İYİ GÖRÜYORUZ... BU PROJE iLE FENER-BALAT-AYVANSARAY HALKIYLA BİRLİKTE YOK EDİLMEK, SOYLULAŞTIRILMAK İSTENİYOR. BİZ BU YIKIM PLANLARINI BOZACAĞIZ, EVLERİMİZE, TARİHİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ...)

Başkan’a son olarak şunu hatırlattık; Bu proje bizim haberimiz olmadan kabul edilmişti; haberimiz olmadan evlerimiz, yuvalarımız hakkında kamulaştırma kararı alınmış, ihale edilmiş, projelendirilip onaydan geçmişti…

-Bu bizim barınma hakkımıza saldırıydı…
-Bu bizim yaşama hakkımızın tecavüzüydü…
-Bu bir insan hakları ihlaliydi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine de aykırı bir durumdu. Bunun iç hukuktaki düzenlemeleri görünürde yasal olsa da meşru değildi, kabul edilemezdi… Çünkü ulusal hukuktan daha üstün evrensel hukuk vardı ve yaratılan özel hukuk alanı yasal görünse de barınma hakkımızı ve yaşama hakkımızı ihlal ettiği için evrensel hukuka aykırıydı. Bu yüzden şu ana kadar içinde olmadığımız süreci kesinlikle protesto ediyor ve onaylamıyorduk. Ama eğer bundan sonraki süreçte örgütlü mücadelemiz ve direncimiz dikkate alınır, taleplerimiz ciddiye alınır ve her aşamada muhatap kabul edilerek uzlaşma temelinde ilerleme yoluna gidilirse biz de onlarla birlikte hareket eder ve ‘Fener-Balat-Ayvansaray’ halkı için en iyi olan neyse onu gerçekleştirirdik.

Peki bu olmazsa, yani Belediye’nin bugünkü olumlu tavrı sürmez, vaatler boş çıkar ve bildiklerini okurlarsa ne olurdu, onu da ‘Belediyeden Taleplerimiz’ olarak hazırladığımız metnimizin son paragrafından size aktarıyoruz:

“Tarihin hiçbir döneminde halka rağmen hiçbir hareket uzun vadede başarılı olmamıştır ya da halka karşı işlenen suçlar tarihte bir şekilde cezasını bulmuştur. Örneğin bir halka yapılabilecek en büyük kötülük olan soykırım, tehcir suçu, bir halkın baskıyla yerinden sürülmesi bu tür suçlara örnektir. Biz Fener-Balat-Ayvansaray halkı olarak kendi rızamız ve haberimiz olmadan, devlet gücü ve olanakları kullanılarak tapulu mülklerimizin kamulaştırılmasını, özel bir sermaye grubuna ihale edilerek projelendirilmesini, yine devlet gücü kullanılarak tapulu evlerimizin iznimiz dışında yıkılmasını halka karşı işlenmiş bir insanlık suçu olarak kabul ediyor ve henüz yıkımlar gerçekleşmeden buradan suç duyurusunda bulunuyoruz.”

Yönetim Kurulu

NOT:FATİH Belediye Başkanına ve AKP İlçe Yönetimine, ayrıca Cumhurbaşkanına ilettiğimiz Taleplerimizin yer aldığı metnin tamamı aşağıdadır:

Fatih İlçesi FENER-BALAT-AYVANSARAY Mülk Sahipleri ve Kiracılarının Haklarını Koruma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği olarak Parti İlçe Başkanlığınızdan ve de Fatih Belediye Meclis Üyelerinizden taleplerimiz
aşağıdadır:

-Her şeyden önce biz mahallemizden gitmek istemiyoruz. Evlerimizde, aynı sokağımızda ve yerimizde, mahallemizin aynı kültürel doku ve yapısı içinde, komşuluk ilişkilerimizi ve geleneksel yaşam biçimimizi koruyarak yaşamaya devam etmek istiyoruz.

-Mahallemizden ekmek yiyen, kendi ekmek teknelerinden geçinip giden küçük esnaf ve işletme sahiplerinin, mahallemizde uygulamayı düşündüğünüz ‘yeniden dönüşüm projesi’ kapsamında dönüşüm kurbanı olmamalarını, aynen bugün olduğu gibi varlıklarını sürdürebilmelerini, kısacası ekmek teknelerinden olmamalarını istiyoruz. Bunun için de onların asla rekabet etme şansının olmadığı ve bu anlamda ‘yok edilmelerinin fermanı olan’ lüks oteller, alış veriş merkezleri ve restoranların mahallemizde oluşturulmasını kesinlikle istemiyoruz. Bunu sadece mahalle esnafımızı korumak için değil aynı zamanda da kendi mahalle yapımızı ve kültürümüzü korumak için de istiyoruz.

-Biz bir ETİLER; ULUS; BEBEK; ORTAKÖY olmak istemiyoruz; İstanbul’un her yerinde bu tür homojenleşmiş, birbirine benzeyen, betonlaşmış, ruhsuzlaşmış, bireyselleşmiş semtler zaten var; bizim gibi kendine özgü tarihi ve mimarı dokusu olan, mahalle yapısı olan, sıcak ve geleneksel ilişkilerin hala yaşayabildiği yerler artık neredeyse kalmadı. Bu yüzden biz asıl bizim gibi semtlerin yaşatılması, korunması gerektiğini düşünüyoruz; Bu konuda Parti İlçe Başkanlığınızın ve Fatih Belediye Meclis Üyelerinizin de desteğini bekliyoruz.

-Fener-Balat Tarihi Çarşısı’ bir benzeri daha olmayan geleneksel ve tarihi bir esnaf birliği ve çarşı örneği olması açısından, ‘ortak bir dünya mirası’ dır ve mutlaka korunmalıdır.  Tarihi, mimari, ticari özellikleri aynen sürdürülmeli, işlevsiz hale gelmiş bölümleri yeniden restore edilerek çarşıya kazandırılmalı
ve çarşının bütünsel ruhu yeniden sağlanmalıdır. Gerekirse çarşının ruhuna özgü canlı bir ortam yaratılması için çarşıdaki esnaf ve ticaret desteklenmelidir.

-Türkiye Sroptimist Kulüpleri Federasyonu’nun bölgemizde şu anda Belediye ve İl Özel İdaresi tarafından restore edilen bir binada 25 iş kadınının girişimciliğinde uygulamayı düşündüğü projeyi ilk duyduğumuzda, bölgemizde iş ve istihdam yaratılacağını düşünerek sevinmemize rağmen bu gün bu girişim bizi çok endişelendirmektedir. Çünkü projeyi ayrıntılı incelediğimizde ve bölgeyle ilgili Yeniden Dönüşüm Projesinde ağırlıklı olarak lüks otellere, turizm işletmelerine, alış veriş merkezlerine ağırlık verildiğini göz önünde bulundurduğumuzda, bunun bizim gençlerimize iş ve beceri kazandırmak ve istihdam yaratmaktan çok, bölgede yapılması düşünülen lüks otel ve restoranlar için alt yapı oluşturma ve oralarda çalışacak aşçı ve garsonları yetiştirme amacına dönük bir proje olduğunu fark ettik.
Bir anlamda bizim en çok korktuğumuz, mahalle yapımızı bozacak, bizi biz olmaktan çıkaracak o lüks otel ve alış veriş merkezlerinin, büyük turistik işletmelerin meşrulaştırılmasına başka bir biçimde onay vermemiz isteniyordu. Bunu yapamazdık, artık bu projeden heyecan da duyamazdık, duymuyoruz da…

-Bunun yerine bölgemiz ve mahallemizin zaten doğal bir turistik alan olması
ve hiç tanıtımı yapılmasa bile tarihi ve kültürel özelliklerinden dolayı bir çok yabancı turisti kendisine çekmesi nedeniyle, şu anda halen mahallemizde mevcut örneklerinin bulunduğu, gençlerin meslek öğrenimini ve beceri kazanmasını destekleyen el sanatları ve turistik eşya yapımına dayalı küçük atölyelerin daha yaygınlaştırılması ve sayılarının çoğaltılması esas amaç olmalıdır. Sırf lüks otel ve restoranların ihtiyacını karşılamaya yönelik garsonluk ve aşçılık eğitiminde uzmanlaşmak yerine cam işleme, tahta oymacılığı, takı, süs

eşyaları, resim, heykel ve el sanatları üzerinde beceri kazanmak üzere kurulan bu atölyelerde gençler sadece meslek ve beceri kazanmayacaklar aynı zamanda ürettikleri bu eşyalar atölyelerin satış kısmında değerlendirilerek gelir de kazanacaklardır. Ayrıca bu atölyelerde birlikte çalışmanın, sosyalleşmenin, dayanışmanın tadına varan gençler daha sağlıklı ve üretmenin mutluluğuna ermiş bireyler olarak topluma kazandırılmış olacaklardır.

-Evlerimizin onarılması, restore edilmesi konusuna gelince; bizler evlerimizin onarılmasını, restore edilmesini, mahallemizin güzelleştirilmesinin, binalarımızın sağlamlaştırılmasını tabii ki istiyoruz ama bizim haberimiz olmadan, evlerimiz, yuvalarımız hakkında kamulaştırma kararının alınmasını, ihale edilmesini, projelendirilip onaydan geçmesini hazmedemiyor, kabullenemiyoruz… Bu sürecin gerçekleşme biçimini, kullanılan yöntem ve usulleri doğru bulmuyoruz.

-Bu bizim barınma hakkımızın ihlalidir…
-Bu bizim yaşama hakkımızın tecavüzüdür…
-Bu bir insan hakları ihlalidir ve İnsan Hakları Evrensel beyannamesine de aykırı bir durumdur.  Bunun iç hukuktaki düzenlemeleri görünürde yasal olsa da meşru değildir, kabul edilemez… Çünkü ulusal hukuktan daha üstün evrensel hukuk vardır ve yaratılan özel hukuk alanı yasal görünse de barınma hakkımızı ve yaşama hakkımızı ihlal ettiği için evrensel hukuka aykırıdır.

-Biz evlerimizin restorasyonunu bize imkan tanınması yoluyla kendimiz yapmak istiyoruz. Ve bunu evlerimizin şu anki tarihi ve mimari özelliklerini koruyarak yapmak istiyoruz. Bu yüzden yenileme ve yıkım anlamına gelen ‘bütünleşik yapı’ ve ‘ada bazında yenileme’ kavramlarına karşı çıkıyoruz.  Esas olarak mahallemizde çok katlı lüks binaların yapılmasına, mahalle dokumuzu bozacak diğer büyük semtler gibi bizi de homojenleştirecek, kimliksizleştirecek, bireysel yaşamaya zorlayacak türden bir yapılaşmaya gidilmesine tepki duyuyoruz ve buna destek vermiyoruz.

-İnşaatlar sırasında mahallemizden topyekün taşınmayı kesinlikle istemiyoruz. Çünkü mahallemizde, yenileme alanı içinde dahi binaların %80’i küçük onarımlarla restore edilebilecek durumdadır. Bunun için bölgenin boşaltılmasına gerek yoktur.

-Bu arada belediyenizin deprem konusundaki tezlerini kötü niyetli ve yıkıma gerekçe hazırlama yaklaşımı olarak değerlendiriyoruz. Bölgemizdeki binaların iç içe geçmiş, yığma kagir yapısı ve çok katlı olmaması zaten depreme dayanıklı özel bir mimari yaklaşımın sonucudur. Bu yapılara müdahale tam tersi deprem riskini arttıracaktır. Şimdiye kadar bu binalar İstanbul’daki en büyük depremlerde bile yıkılmadıysa bu özel depreme göre uyarlanmış mimari özelliklerinden dolayıdır. Yine tam tersine buralarda yapılması düşünülen çok katlı, her kata büyük ağırlıkların yükleneceği bina şekli, zaten çok dar zemin üzerinde bulunan ve bu tür yapılaşma için uygun olmayan bölgemiz için asıl büyük riskler ve tahribat tehdidi taşımaktadır. Her hangi bir büyük depremde hem nüfus daha fazla olduğu için hem de binalar çok katlı olduğu için ölümler ve yıkım korkunç boyutta olacaktır. Çok gelişmiş deprem teknolojileriyle bile bölgenin özel yapısından dolayı bunu önlemek mümkün olmayacaktır.

Son olarak Fener-Balat-Ayvansaray halkı olarak size şunu hatırlatmak istiyoruz. Halka rağmen bu proje ile yapılmak istenen bölge halkının buradan gönderilmesi suretiyle bir nevi tehcir anlamı taşımaktadır.

Halkın temsilcileri olan sizlerden bizlerin buradan sürülmemize izin vermemenizi, yukarıdaki taleplerimizi dikkate alarak, bu projeyi halka daha fazla zarar vermeden durdurmanızı talep ediyoruz.

Bilgilerinize arz ederiz…

 

 

Tags: